Noun Clause ( Bir Fiilin Nesnesi Olarak ) 2

Noun Clause ( Bir Fiilin Nesnesi Olarak ) 2 Hakkında Bilgi

Noun Clause ( Bir Fiilin Nesnesi Olarak ) 2 İSİM CÜMLELERİ

1 –  Proficiency Sınavı ( Proficiency Sınavı için Bireysel – Özel Ders )
2 –  Proficiency Sınavı ( Proficiency Sınavı için 4 kişilik Gruplarla Ders )

B. AS THE INDIRECT OBJECT OF A VERB : 
Bu tür bileşik cümlelerde (complex sentence), isim cümleciği (noun clause) cümlenin dolaylı nesnesi (indirect object) durumundadır. Dolaylı nesne durumundaki isim cümlecikleri bağlaç (conjunctşon) olarak kullanılan “whoever”  ve  “whomever” sözcükleri ile başlarlar.
Dolaylı nesne durumunda olan isim cümlecikleri, ana cümleciklerdeki (main clause) fiillere “whom”, ya da “to whom?” soruları sorularak bulunur.
*I will give whoever (whomever) I see there my old books.
I will give my old books to whoever (whomever) I see there.
Eski kitaplarımı orada her kimi görürsem ona vereceğim.
*I will give my ticket to whoever wants it.
Biletimi her kim isterse ona vereceğim.
*I will tell whoever phones (that) I will go ouy soon.
Her kim telefon ederse ona dışarı çıkacağımı söyleyeceğim.
*The committe always awarded whoever came in first a beautiful silver medal.
Komite ilk gelen kimseye daima ödül olarak güzel bir gümüş madalya verirdi.
Noun Clause ( Bir Fiilin Nesnesi Olarak ) 2C. IN APPOSITION TO THE OBJECT : 
Bu tür bileşik cümlelerde (complex sentence), “that” bağlaçı (conjunction) ile başlayan isim cümlecikleri (noun clause), ana cümleciklerin (main clause) nesnesi olan “the fact”, “the truht”, “the news”, “the chance”, ve “the thought” gibi sözcükleri nitelemeyip, bu sözcüklerin ne oldularını anlaşılır bir duruma getirirler. İsim cümleciklerin başındaki “that” bağlacı bu tür cümlelerden çıkartılamaz.
*I heard the news that they are buying a new car.
Onların yeni bir otomobil alacakları haberini duydum.
*Jane denied the rumour that she had been visited by Tom.
Jane, Tom tarafından ziyaret edildiği söylentisini inkar etti.
*They must face the fact that Israeli troops have destroyed West Beirut completely.
İsrail birliklerinin Batı Beirut’u tamamiyle tahrip ettiği gerçeğini kabul etmelidirler.
*He resented the thought that he didn’t work conscientiously.
Dürüst çalışmadığı düşüncesi gücüne gitti.
*She mentioned the fact that she had been to Rome.
Roma’da bulunmuş olduğundan bahsetti.
*You have ignored the fact that some insects are useful.
Bazı böceklerin yararlı oluşunu kulak ardı ettiniz.
*I attirbute it to the fact that he was lazy.
Bunu onun tembel oluşuna bağlıyorum.
*I politely expressed the hope that he might speedily recover.
Hızlı bir biçimde iyileşeceği ümidini nazik bir şekilde ifade ettim.
*At first, my friend disguised the fact that the chair was broken.
İlkin, arkadaşım sandalyenin kırıkı olduğunu gizledi.